Yazılarım

Edebiyat Nöbeti

Gülten Akın 'a Özlemle

Image
Makaleden...

Ben sizi 1969 yılının yaz aylarında tanıdım. 11 yaşında bir çocuğun misafir olduğu Gerze de Kaymakam’ın eşi olarak bildim sizi. Öğretmenler, devlet memurları oradan oraya sürülüyordu. Boykotlar, tutuklamalar radyoda arananların isimleri… Bu haberleri henüz ilkokulu yeni bitirmiş bir çocuk ne kadar anlarsa ben de o kadar anlıyordum.

Benim ilgimi çeken daha çok aya yapılan ilk insanlı uzay yolculuğuydu. Bu yolculuğa ait elime geçen bütün 
haberleri ve resimleri kesip dosyalıyordum. Ay’da yürümek. Uzay yolculuğu bana sanki bir masal  dünyasının kapılarını aralamak gibi geliyordu. Astronotlar ve onların aileleri ile ilgili magazin haberlerinde ben de onlarla aynı ailelerdenmişim gibi düşler kuruyordum. 

Oysa evde garip bir huzursuzluk da vardı. Yeni taşındığımız kentte öğretmen olan annemin tayini henüz kent merkezine çıkmadığından ancak hafta sonları yanımıza geliyordu. Cuma akşamı gelip pazartesi sabah erken saatlerde çalıştığı beldeye geri dönüyordu. Bizler babam ve anneannemin sorumluluğundaydık. 
(...)

Image
Image

GÜLTEN AKIN ‘A ÖZLEMLE

Ben sizi 1969 yılının yaz aylarında tanıdım.11 yaşında bir çocuğun misafir olduğu Gerze de Kaymakam’ın eşi olarak bildim sizi. Öğretmenler, devlet memurları oradan oraya sürülüyordu. Boykotlar, tutuklamalar radyoda arananların isimleri… Bu haberleri henüz ilkokulu yeni bitirmiş bir çocuk ne kadar anlarsa ben de o kadar anlıyordum. Benim ilgimi çeken daha çok aya yapılan ilk insanlı uzay yolculuğuydu. Bu yolculuğa ait elime geçen bütün haberleri ve resimleri kesip dosyalıyordum. Ay’da yürümek. Uzay yolculuğu bana sanki bir masal dünyasının kapılarını aralamak gibi geliyordu. Astronotlar ve onların aileleri ile ilgili magazin haberlerinde ben de onlarla aynı ailelerdenmişim gibi düşler kuruyordum.

Oysa evde garip bir huzursuzluk da vardı. Yeni taşındığımız kentte öğretmen olan annemin tayini henüz kent merkezine çıkmadığından ancak hafta sonları yanımıza geliyordu. Cuma akşamı gelip pazartesi sabah erken saatlerde çalıştığı beldeye geri dönüyordu. Bizler babam ve anneannemin sorumluluğundaydık.

O yıllarda ay yüzeyine ilk kez bir insan indi. Adımını attı. Bu anneannem için ayın kutsallığının kirletilmesi anlamına geldiği için Amerikalılara çok kızdı. Yeni ayı gördüğünde okuduğu Türkçe dualar kutsallığını yitirmiş gibi oldu.

Ben ise ilk kez boykot kelimesini duydum. Öğretmenler boykot yapacaktı. Derse girmeyeceklerdi. Ben sadece gittiğim okuldaki öğretmenler diye düşünmüştüm. Oysa annem de köyde boykota katılacağını söyledi. Telefonla görüştüklerinde ilköğretim müfettişi olan dayım da boykota katılıyordu.

O yaz ailece Gerze’ye gittik. Dayıma görevden el çektirmişlerdi. Onlara destek olmalıydık. Biz çocuklar ise büyüklerin bize hissettirmedikleri sorunların ötesinde tatilin keyfini çıkarıyorduk.

Bir gün akşama misafir geleceğini söylediklerinde oyunumuzdan başımızı kaldırıp çok da ilgilenmedik açıkçası. Şimdi ise hayatımdaki en büyük hatalarından birinin o ilgisizlik olduğunu itiraf ediyorum. Gelecek olan misafir sizdiniz. Eşinizin Gerze’de kaymakamlık yaptığı yıllardan söz ediyorum. Siz büyükler masa başında oturup kasetçalardan O gece o masanın etrafında uzun uzun sohbet ettiniz. Herkes birbirini çok uzun yıllardır tanıyor gibiydi. Oyundan ayrılıp yanınıza geldiğimi anımsıyorum. Masada oturup o türküleri dinlemek o sohbete katılmak istedim. Ellerini masanın üzerine koymuş büyüklerin sohbetlerinde beni çeken neydi? Ne zaman masaya gelsem uzatılan bir meyve tabağı ile geri gönderildim. Sizinle orada bir ilkokul çocuğu olarak sohbet edemedim. Ama yıllar sonra ilk tanıştığım şairin siz olduğunu söyledim. Nasıl bir tanışmaksa tabii, Gece neler konuştuğunuzu düşündüm. Sorup öğrenebileceğim kimse kalmadı.

Ama ben o gece o masada sizinle sohbet ettiğimi düşledim bu mektubu yazarken yılları hayal ettim. Evlerde yapılan konuşmalardan, radyoda dinlenen haberlerden yola çıkarak neler konuşmuş olabilirdik?

Kasetçalara takılan kasette bir kadın halk ozanının sesini duyuyorum ilk kez. Hem sazı hem sesi ile salonu dolduruyor. Adını unutmuşum. Söyledikleri canımı yakıyor. Sonra Ruhi Su ve Âşık İhsani. Ne çok şiir dinliyoruz. Ne çok türkü. Her nota da her hece de söylenenlere eşlik ederek paylaşıyoruz acıları. Masada yengemin yaptığı kek ve kurabiyeler, dayımın bir kez daha açığa alınan ilköğretim müfettişliği. Yürütmeyi durdurma kararı için açılan dava dilekçesini yazarken siz görünmeyen avukat mıydınız?

Gerze çocukluk anılarımda bir yaz tatilinden çok daha fazla yer aldı biliyor musunuz? Köylülerin pazarda ürünlerini kilo ile değil tane ile sattıklarını unutmadım örneğin. Babamın dayımla sabahın erken saatlerinde iskeleye gidip balıkçıların teknelerinden kasa ile aldıkları balıkları komşulara dağıtmaları da bugün gibi gözümün önünde. Kendimizi küçücük bir koyda denizin koynuna bırakışımızı da unutmadım.

Siz Gerze de günlerinizi nasıl geçiriyordunuz? Bize bırakacağınız onca dizeyi harmanlayacak hangi anıları biriktiriyordunuz?

Bilir misiniz o acı ağıtı yaktınız Ertuğrul’u ODTÜ ye gittiğim ilk yıl forumlarda dinlemiştim. Sonra dokuz ay sürecek boykot başlamış öğrencilerin büyük bir kısmı evlerine dönmüştü. Ertuğrul’un A1 Kapısında vurulduğunu haberlerden öğrendik. Biz okula geri döndük ama başta Ertuğrul olmak üzere pek çok arkadaşımız çok ağır bedel ödediler. Biliyorum o yıllar sizin için de çok zordu. Bir anne hem de hukukçu bir anne olarak oğlunuz için DGM 'lerde, Mamak Cezaevi’nin kapısındaki çırpınışlarınızı uzaktan da olsa duyardık. Siz sorumluluğun tunçtan heykeli idiniz. Anlaşılmamak değil anlamaktı sizin uğraşınız. Kadının şiir yazması da ne demekti? Olsa olsa bir heves. Siz o hevesi kadınların yüreğinde köklü bir sevdaya dönüştürenlerdensiniz. Yola yalnız çıktınız, yolda çoğaldınız.

Şimdi siz gittiğinizden buyana yaşadığımız iyi şeylerden söz edebilmeyi isterdim. Yaşadığımız inceliklerden. Ama size nasıl yalan söyleyebilirim?

Kadınlar öldürülüyor. Ağaçlar yakılıyor. Tüm dünya bir salgının pençesinde dönmeye devam ediyor. Kapadık kapılarımızı kendi yalnızlığımıza. Sokağa çıksak sanki herkes düşman. Uzak durun diyor uzmanlar. İnsan sesinden insan soluğundan uzak durun. Uzak durun ki hayatta kalın. Aramıza mesafeler çiziliyor. Kimse kimseden yana olmasın. Evinizde küçük odalarınızda üzülün. Üzülürken sevinin ben iyiyim diye. Sakın kapılarınızı açmayın. Deniz kıyılarında ölüler toplanır siz odalarınızda saklanırken. Kilometrelerce yürüyen insanlar sınırlarınıza varır. Siz odanızda saklanırken. Çocuklar aç kalır, okullar kapanır, anneler babalar çaresiz. Siz odanızdan çıkmayın.

Biz odamızdayız.

İncelikleri ve sorumlulukları unutmayan güzel insanları sorarsanız onlar çoğalmaya çalışıyorlar yine de. Bir yangını söndürmek için elden ele verilen su bidonları gibi umudu aktarıyorlar. Okuyorlar. Okuduklarını konuşuyorlar. Unutmamayı ve unutulmamayı biliyorlar. Kız kardeş olmayı seviyorlar. Sizin dediğiniz gibi belki de “pay edilecek koca bir yalnızlık” tan [1] çoğalıyorlar.

Sahi hiç akınıza/aklıma gelir miydi aradan neredeyse elli yıl geçtikten sonra o küçük kızın size bir mektup yazacağı?

Geçirdiği büyük yangının ardından yeniden doğan Gerze gibiyiz kısacası.

Hani o gece elindeki ince belli çay bardağı ile gülümseyen yüzünüz gibi. İnceliklerin gölgesine sığınmak istiyoruz. Şiire. Söze.

Peki ya siz? Siz iyi misiniz? Dindi mi acılarınız, ağrılarınız?

Bizi sorarsanız;biz sizi çok sevdik ve çok özledik.

İlkiz KUCUR

 

 

 

[1] Ölümünün 6. Yılında saygıyla anıyoruz.