Yazılarım
Yasak Meyve
Enver Ercan 'ı Saygıyla Anarak.
İlkiz Kucur - Sina Akyol; karşılıklı olarak şiirlerine dair söyleşi





Makalenin tamamını okumak için tıklayınız...
Sina Akyol: Epey zamandır şiir ortamımızdasınız. Niçin 'epey zaman'da, hepi-topu iki kitap (Eleştirel bir saptama filan değil bu, sadece meraklı bir soru.)
İlkiz Kucur: Haklısınız. Bana çokça sorulan bir sorudur bu. "Ama Ben İlkizim”den sonra sessizce edebiyat dünyasından çekildim. Okumaya, elimden geldiğince uzaktan da olsa izlemeye devam ettim. Mazeret bulmak için kendime şunu söyledim zaman zaman, ben bankacılık sektörünün en zor günlerinde yöneticilik yaptım. 1986’dan 2008'e kadar yaşanan bütün krizleri yaşadım. Akşam eve geldiğimde hem bedensel hem de düşünsel olarak çok yorgun hissediyordum. Sözcükleri kirletmek istemedim belki de bilmiyorum. Bakın bu konuyla ilgili size ilginç bir not aktarayım. Hürrol Taşdelen ile evlendiğimizde Hürol, Attilâ İlhan'ı arayıp evlehdiğimizi haber verdi. Attilâ İlhan önce kutladı, çok sevindiğini söyledi ve arkasından ekledi; "Çocuğum, bak İlkiz şiiri bırakırsa senden bilirim”. Ben şiir yazmaktan uzaklaşınca Hürol hep bu suçluluk duygusunu yaşadı. Ne zaman ki Varlık’ta yıllar sonra "Gün Kurudu’ şiirim yayınlandı benden çok o sevindi. "Gün Kurudu” yu bir gecede yazdım. Aradan geçen bunca yıldan sonra yazdığımın şiir olup olmadığından emin olabilmek için Varlık’a gönderdim. İki gün sonra Enver Ercan'dan yayın programına alındığı yanıtını aldığımda şiirle aramıza giren onca yıldan sonra yeniden buluştuğumuzu gördüm. Hani bazen eski dostlar yıllar sonra karşılaşsa da hiç ayrılmamış gibi birbirlerine yeniden sarılır ya, bizimkisi de öyle oldu. Arkası geldi.
Sina Akyol: Tabii ki bana göre, bugün yazılmakta olan şiirde imge, içinden çıkılamaz bir hal almış durumda, İmge kendini yeterince açıklayamıyor, hatta hiçbir biçimde açıklayamıyor. "Acele etme" diyorum ben bana, "o gördüğün imge, şiirin devam edegelen dizelerinde filan kendini bir biçimde açıklayacak." Ama hayır, yine açıklayamıyor. Sanki bir hastalık, hem de bulaşıcı bir hastalık haline gelmiş durumda 'imgeşörlük'. "Eflatun Gölgeli Kadınlar” daki imgeler olması gerektiği kadar ve sancısız. Kendinizi 'imgeşörlük'ten kurtarmayı pekâlâ başarmışsınız. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
İlkiz Kucur: İmgeye boğulmuş, kendi bilinçaltımızın hiçbir süzgeçten geçmeden olduğu gibi ortaya savrulduğu şiir kadar, kelimelerin art arda dizildiği arada birbiri ile uyumlu hecelerin de denk getirilerek yazılmış şiirden de korkarım. Şiirin kendi iç sesi-müziği-, yeni henüz parlaklığını yitirmemiş imgeleri, simyacı titizliği ile seçilmiş sözcüklerden oluşan işçiliğinin önünde saygı ile eğilirim.
Kitaba giren şiirler aslında şairin o anki yolculuğunun ürünü. Her kitap da yolculuk farklı yönlere olabiliyor. Dolayısıyla o yolculuk, hangi duraklarda durduğunuzu, pencerenin arkasından ya da sokaktan neleri heybenize aldığınıza göre şiirinizi ortaya çıkarıyor. Öncelikle 1980’lerdeki İlkiz 2015’te artık aynı yolda aynı durakta değil. Bu arada yaşadığı, okuduğu, yaptıkları ile farklı bir noktada duruyor. Dünya da edebiyat da öyle. Bugün durduğum nokta da işçiliğe, şiirin içinde onu boğmayan imgeye, sözcüklerin iç sesinde olması gerektiği kadarına yer vermeye, yapı taşları arasında dengenin oluşmasına çalışıyorum. Hani kilit taşı çekilirse yapının yıkılması örneği gibi, imge şiirimde ki dengeyi bir kilit taşı olarak sağlasın istiyorum. Bu amaçla hiç acımadan harcadığım onca sözcük var ki.
1980’lerde ODTÜ’de müzikle uğraşan bir arkadaşıma şiirim ilk kez yayımlandığında dergiyi uzattım. Okudu ve aynen şunları söyledi; “Tebrikler ama bizim böyle çiçek böcek aşk gibi şeyler yerine daha farklı konularda yazmamız gerekmez mi?” Böylesi kuru bir sanat anlayışının hâkim olduğu dönemde ben tam tersi yöne gittim. Belki de bu yüzden daha içe dönük bir şiir anlayışının ürünüdür “Ama Ben İlkizim.”
Belli ki aradan geçen uzun yıllar değiştirmiş beni ve şiirimi. Poetik imgenin ne olması gerektiği konusunda daha özenli ve ekonomik davranmaya çalıştığım doğrudur. Yazdığınız şiirde bunu gerektiriyor ve siz bunu fark ediyorsanız, üzeri çizilmiş dizeler sizi korkutmuyorsa sanırım işin en zor kısmını başarıyorsunuz. Ayrıca sizin de bendeki bu değişimi tespit etmiş olmanıza çok teşekkür ederim.
Sina Akyol: İkinci kitabınızdan hareketle soruyorum, ilk kitaptan ikinci kitaba gelmiş olan şiiriniz bundan sonra nereye.. nerelere gidecek. Bir öngörünüz var mı? Yoksa böylesi öngörüleri olmamalı mı şairin? Bağlı olarak, şairin böylesi öngörülere sahip olması kendi şiir geleceğine yönelik bir tür 'önüne hedef koyma' durumu değil midir?'
İlkiz Kucur: Açıkça bu konuda bir öngörüm ve hedefim yok. Zamanın ve sözcüklerin benden geçerek yapacakları yolculuklarına eşlik edeceğim. Yaşadıklarım, yaşayacaklarımız mutlaka izlerini bırakacaklar, yolumuza çakıl taşlan döşeyeceklerdir. O çakıl taşlarından hangilerini toplayacağımı şimdiden, bilemiyorum. İstediğim, yazacağım sözcükleri kirletmeden, şiire ve okura saygısızlık etmeden: bu yolculuğu sürdürmek. Çünkü kafanızda oluşturduğunuz, yapmak istedikleriniz bir anda farklı mecralardaki gelişmelerle alt üst olabiliyor. Henüz Suriye’de iç savaş yokken kaçak göçmenlerle ilgili bir şeyler yazmak istedim. O zaman kaçak göçmenlere ulaşmak kolay değildi. Şimdi her şey alt üst oldu ve adım başı her kavşak da karşımızdalar. Tüm kıyılarımız ayrı bir acıya tanıklık etti. Bu kadar hayatimizin içine giren bir konuda sıcağı sıcağına yazarak olayın popülaritesinden faydalanmak, kolaycılığa kaçmak istemedim ben de. Bu konuda yazacaklarımı demlenmeye bıraktım.
Yaşadıklarımın, kişisel deneyimlerimin hemen şiire dönüşmesinden korkuyorum sanırım. Eh bu durumda sözü uzatmanın faydası yok. Hayır, şiirimle ilgili öngörüm ve önüme koyduğum bir hedefim yok.
Şair ve Burcu





Makalenin tamamını okumak için tıklayınız...
Doğan Hızlan ile okurlarının söyleşisi







Makalenin tamamını okumak için tıklayınız...
Doğan Hızlan, Arife Kalender, Deniz Durukan, Emel Koşar, İlkiz Kucur, Nisa Leyla, Çağla Meknuze, Gonca Özmen, Ümran Ersin, Emel İrtem, Gülçin Sahilli, Hilal Karahan, Ruhsan İskifoğlu, Hülya Soyşekerci, Gülce Başer.
---
Doğan Hızlan: Necatigil, gelenekle yenilik arasındaki bağlantıyı Türk şiiri bağlamında kurmuş büyük bir usta. Yahya Kemal ile Ahmet Haşim ‘i unutmayalım.